İstanbul tişörtleri, hediyelik eşyaları, kartları, vesaireleri bolca çoğaldı.
Artık eşe-dosta, çoluk-çocuğa İstanbul hatırası olarak bisküvi de alma devri başlamış bulunuyor.
2010 kültür başkenti olduğumuz şu günlerde bu gibi enteresan çalışmaların yerli yerinde yapılması dileğiyle.
Senin’O markasının Benim’O taklidi ürününü daha burada önce görmüştük.
Saha gözlemlerim sırasında aynı markanın ürün genişlemesi içinde olduğunu gördüm.
Benim’O, Senin’, Onun’O…
Bu hafta sonu malum sıcaklar yüzünden çok susamıştım.
Girdiğim bir bakkalda rafta su alırken elimi attığım 0,5 litrelik şişesinin boş olduğunu gördüm.
Ağzı açılmamıştı. Hiç bir şekilde bir yerinde bir yırtık veya patlak da yoktu.
Nasıl oluyor da bu şekilde bir şişe üretim esnasında içine su koymadan kapağı kapatılıp nihai tüketiciye kadar ulaşmış olabilir? Marka bu duruma nasıl uyanmadı? Bu güzide ürün aşağıda sizler için sergileniyor. Tartışalım, düşünelim.
Katmadeğeri yüksek markalar yaratmakta üstümüze yok. Lisanslama işini ülkemizde ya hiç beceremezler ya da çok abartırlar. İkisine de örnek olabilir bu durum. Bal dediğin şey pahalı olur belki ama bu kadar olmaz. Şifa niyetine yiyelim yedirelim. Winnie’de bunu yiyor çünkü. Hadi bakalım…
“Biz kilosu 222 TL olan ballarla büyüyemedik yavrum. Zeytini sayarak yedik, peyniri ekmeğimize katık ettik. Ama sen sağlıklı beslen, balı sev, güzelce büyü diye neler neler yapıyoruz. Hani o televizyonda severek izlediğin Winnie tho Pooh var ya; işte o da bu balları çok seviyormuş ya! Hadi evladım ye bakalım.”
Birbiri gibi görünmeye çalışan markalar belki metropolün büyük mağazaları arasında çok karşımıza çıkmıyor ama mahalle aralarındaki bakkallarda hayat var. Bir uğrayın derim. Bir çizgi ile farklılaştığını düşünen ve tüketicinin algısıyla oynayan markalarımıza saygılarımızla…







