Hayal Kurma Müdürü

Cincopa video hosting solution for your website. Another great product from Cincopa Send Files.

hayal-etmek“Bana hayallerini anlatabilir misin?”

“Denerim.”

“Buyur öyleyse dene.”

“Şimdi mi?”

“Evet, şimdi.”

“Hiç böyle olacağını hayal etmemiştim oysaki.”

“Nasıl hayal etmiştin peki.”

“Tam şuan sorduğunuz şekilde hayal etmiştim. Fakat farklı bir zamanda.”

“Nedir o şekil?”

“Önce size hayallerimi anlatmamı isteyeceksiniz. Beklediğim soru buydu ama mülakatın ilk dakikasında sormazsınız diye hayal ediyordum.”

“Bak işte bu da bir hayalmiş.”

“Evet, bu da bir hayalimdi. Öyleyse anlatmış oldum hayallerimi. Mülakatı geçtim mi?”

“Hayır.”

Gelecekte şirketlerde Hayal Etme/Kurma Müdürleri olsa ve bunun mülakatına gitseniz ne hayal ederdiniz? Sizin diyalogunuz nasıl gelişirdi? Bunu merak ediyorum. Sebebi şu.

Bir markanın düzenlediği bir organizasyona katılmıştım. Patronlar konuşuyor, misafir iş ortakları dinliyor. Patronlardan biri çok güzel bir şey söyledi. Biz “Hayal Kurma Müdürleri” alacaktık. Ama almadık.

“Allah Allah… Hayal Kurma Müdürü almak nerden çıktı. Ben başvururum vallahi hemen. Hatta www.benialdiginihayaletsene.com  diye de bir site hazırlar bunun hayaliyle günlerce yaşayabilirim de.

Neyse patron anlatmaya devam etti.

“Biz Hayal Kurma Müdürleri alacaktık ama almadık. Neden?”

“Nedeeeen?” dedim.

“Çünkü siz varsınız.”

Tüm müdür olmayanlar adına sessiz bir çığlık attım içimden. “Ama biz müdür değiliz kiiii.”

“Evet siz de birer müdürsüzünüz.”

“ İçimden ne düşünsem hemen cevabını veriyordu. Şaşkınım…”

İçimdeki çığlık susmak bilmedi. “Peki ya bu pozisyonun bir bedeli olsa şuan kaç para kazanırdım?” çığlığını da tutamadım.

“Bu pozisyonun bedeli çok çalışmak, çok çalışmak, çok çalışmak.”

“Üç defa çok çalışmak. Allaaah” dedim.

“Bu kadar çok çalışmalı bir iş hiçte bana göre değil. Hayal ettiğimin çok dışında çıktı. Başvuru yapmıcam sanırım. Üzgünüm.”

butters-universityEskiden olsaydı almak gerekirdi böyle adamlar. Ama artık şirketler böyle bir departman kurma gereği duymazlar sanıyorum. Çünkü herkes hayaller aleminde yaşıyor. Bir ürünü hayal etmek artık o kadar kolay ki o hayalimize yetişen bir teknoloji bulmak zorlaşıyor neredeyse.

Ben bir ara staj yaptığım reklam ajansının bir müşterisi için acayip hayal ürünleri tasarımları önerdim.

“Oğlum sen iyi misin?” dediler. O günden sonra bıraktım bu işleri.

“Siz ne anlarsınız hayalden” demeden de edemedim. Çünkü  her hayal ettiğim en fazla sekiz ay sonra gerçeğe dönüşüyordu. Çok tecrübelerimle sabitti. Tarih tekerrür etti, onlara dediklerimin aynısını başka bir marka yaptı. Hem de memleketimizde.

Markalar herhangi bir pozisyon açarken aslında söyleyemedikleri o kadar çok şeyi karşısındakinden ister ki. Bunu bilemezsiniz. Aslında “Ben… Tamam ya… Donanımlıyım, evet o benim”  diye gittiğiniz görüşmeden “ellerim bom boş, yüreğimde bir sızı” şarkısıyla dönersiniz.

İzmir marşıyla karşılanıp bu melodiyle uğurlanmak hiçte hoş olmaz. İşte pozisyon her ne olursa olsun her daim onlar için daha fazlasını düşündüğünüzden emin olmaları için bizden beklediklerinin yanında bi’de bunları direk söylemedikleri özelliklerden bazıları.  Tıpkı patronun oradakilere müdürlük unvanını vermeden onları birer hayali Hayal Kurma Müdürü yapması gibi.

Basireti bağlanmamış Hayal Kurma Müdürleri aranmaktadır.

hayal kurmak img_2317-498x500

Aranan özellikler;

·         Hayal dünyası geniş olmak,

·         Hayal ettiği şeyin kaç yıl sonra uygulanabilir olduğunu hesap edebiliyor kabiliyette olmak.

·         “Hayallerim, şirketim ve ben” üçgeninin iç açıların toplamının kaç derece ettiğini hesap edebiliyor olmak.

·         Hayalim bu açılardan hangisi sorusunun cevabını biliyor olmak.

·         Hayal ettiği şeyin maliyetini hesaplayabiliyor olmak.

·         Hayal ettiği şeyin etkisini ve tepkisinin analizine vakıf olmak.

·         Hayal ettikleriyle kalmayıp onu geliştirebilecek hayaller dünyasında uçsuz bucaksız bir gezintiye çıkabiliyor olmak.

·         Yani seyahat engeli bulunmamak.

·         “Hayalini kurduğu ekip” çalışmasına yatkın olmak.

·         H sınıfı ehliyete sahip olmak ve ilgilendiği hayal dünyasının tüm yollarını navigasyon kullanmadan buluyor olmak.

·         Yirmi üç bilemedin en fazla yirmi beş yıldır hayal etme kabiliyetine sahip olmak.

·         Bunu en az yirmi beş yıl daha aralıksız yapabilecek olmak.

·         Erkek adaylar için hayallerindeki askerliği yapmış olmak.

·         Bayan adaylar için yakın zamanda bebek hayalleri kurmuyor olmak.

·         Çok iyi derecede hayalce, iyi derecede mantıkça, az derecede yanıla-biliyor olmak.

·         Mail adresi hayal@ ile başlıyor olmak.

·         İsmi “Hayal Kurma Müdürlüğü” pozisyonuna zarar verecek herhangi bir yüz kızartıcı olaya bulaşmamış olmak. (Örnek: Hayali İhracat)

·         Hayallerdeki ofis ve bilgisayar programlarını biliyor olmak.

·         “Hayalin resmini yapabilir misin?” sorusu sorulduğunda “tabi ki yapabilirim” diyebiliyor olmak.

·         Diyebilmekle yetinmeyip gerçekten yapabiliyor olmak

·         Yaptığı resmi hayallerindeki kişiye de satabiliyor olmak.

xzczkpwy2hll7dcluya5pjizo1_500“Efendim ilan kaç gündür yayında, maalesef hala bir müdürümüz olmadı.”

“Ne diyosuuun!”

“Aslında başvuran çok fakat gençler hep aynı diyalog sonucu eleniyorlar.”

“Ben böyle hayal etmemiştim…”

Tanış, Tanı, Alışma.

Cincopa video hosting solution for your website. Another great product from Cincopa Send Files.

Çocukluğumun başlarındayım. Aklım henüz birçok şeye basmıyor. Ayaklarım da yere tam basamıyor ya neyse. Ama büyüyeceğim ve be de sağlam adımlar atacağım. Biliyorum. Biliyorum da bu hayalle ne vakte kadar yaşanır onu tam bilmiyorum. Çünkü hiç büyümeyeceğimi sanıyorum. Ta ki o büyüten küpleri yiyene kadar. Oysa şuan daha çok küçüğüm ve bunu biliyorum. Ama görüyorum. Ve anladığım kadarıyla gözlerin yaşı yok. Aklın yaşı var belki ama duyguların yok. Belki de öyle düşünüyorum. Yanılıyorum galiba. Of neyse çok karıştı.
Okula gideceğim. O dönemleri çok merak ediyorum ben. Ellerimin kalem ve silgi tuttuğu o uzun yılları yani. Belki de tebeşir de tutarım. Öğretmen olmak değil niyetim yanlış anlaşılmasın. Tahtaya kalkma cesaretim olur mu acaba. Ne dersiniz? Bunu da hiç bilmiyorum çünkü. Korkak yetişiyorum sanırım. Ya da yetiştirilmek zorunda mı bırakıldım acaba? Üzülüyorum bu halime şimdilik. Ama geçer diyor büyüklerim. Küçüğüm itiraz da edemiyorum, kahretsin…

Meraklar içindeyim. Çok şeyle ilgili hem de. Karıştırasım var her tarafı. El atasım var olur olmaz. Merak ettiğim ne varsa. Ardından deneyler yapacağımız vakitler için şimdiden sabırsızlanıyorum. Bir bitkiyi incelemek, mikroskoptan bakmak ve çıplak gözle görünmeyeni görmek. Kurbağa kesmek mesela, ya da kana bakmak gibi. Kalp gözü diye bir şeylerden bahsetti geçen annem. Onunla ne görülüyor ki acaba? Öğretecekler mi okulda? Valla her şeyi öğretsinler çünkü çok isterim hepsini. O heyecanı tatmadan bitirmem o okulu söyleyeyim bak!…

Sonra biraz daha büyümeyi beklemek ve yeni hayatlarla tanışmak geçecek içimden. Bende merak bitmez. Kısaca böyle şeyler işte. Offf… İşte merakım bu gibi naneler.

O; hayatların karanlık fakat havanın ara sıra da olsa aydınlık olduğu bir şehirde yaşadı. Ufaktı, yaramaz ve zekiydi de. Gelen geçenlere bakmaktan çekinmedi, iç çekti ama kaçmadı, meraklıydı. Oysaki korkak alıştırılmıştı, onu aşmaya çalıştı. Büyümeyi umuyordu, tez zaman da büyüdü. Uyudu, yedi içti ve gelişti. Aklı ermediği durumlar hakkında yorumlar yaptı, sordu ve sorguladı. Zira komşusu olduğu hayatlar kadar kafasının da karışık olmasından asla haz etmezdi. Tepkileri ağırdı ve sertti. Tıpkı ilk tokatını yediği an gibi. İlk karanlık hayatların çocuklarının altında ezilmişliği gibi. Yüzü sivri ve keskin hatlara sahipti, kaşları çatıklaştı mı korkutur, gülünce de huzur buldururdu. İçinde tüm keşfedilmeye değer olan duygularını bir bir yüzüne yansıtırdı. Şaşırır, mutlu olur, mutlu eder, üzülür, üzer, sevinir, irkilir, korkar ve tüm bunları yaparken de önce bir korkuturdu. Gelişiminde değildi sorun ruhundaydı. Bu duruma bir ilaç ise asla bulunamadı. Delilik ve dahilik arasındaki ince çizginin üstünde yürüdü. Ruh hali havalar kadar değişken, mevsimler kadar geçişkendi. Bazen sert, bazen yumuşaklaşır. İç ısıtıcı bir bahar kadar yakın olurken su baskınları kadar da taşkınlaşabilirdi. Bedeni büyürken aklı da büyüyordu. Tanımak öğrenmek istiyordu. Önce kalemi kâğıdı tanıdı. Sonra yazı yazmasını. Hatalarıyla birlikte gelen silme öğretisini de öğrenmesi çok vakit almadı. Düzeltmelerin yeniden yapmalar kadar zor olduğunu öğrendi. Bu ona acı verdi ama olgunluğuna da sebep oldu. Yıkmaların yapmalardan daha kolay olduğunu ise sonraları öğrendi. Sonra sonra insanlara dokundu ve onlarla tanıştı. Aralarına karıştı, kimyalarına ve biyolojilerine bulaştı. Bazen tartıştı, bazen karıştı. Bazen de karıştırdı. Tanımak ve tanışmak sonra tanıdığını karıştırmak duygularını tattı. Hayatı anlamaya çalıştı. Aklı sabit kalmıştı, yaşı geçiyor ama o bazı şeyleri hala çözemiyordu. Yaramazdı oysa merakı da vardı neden daha fazla deşmiyordu? Ya da neden bir muziplik yapıp her şeyi iyice karıştırıp durumun kendiliğinden aydınlanmasına izin vermiyordu? Yazmak, yanlış yapmak ve silmek kadar basit olmayan hatalar yapıyordu. Oysa yaptığı hatalar çok aynıydı. Tüm bunların bin kez daha tekrarlayacak kadar da deli sanıyordu. Oysa bin birinci farklı olsun istiyordu. Karanlık hayatlardan sıyrılıp aydınlığa kavuşacağı anı bekliyor yeni meraklarla yeni hayatlara giriyordu. Tanışıyor, tanıyor sonra da hepsiyle tanıdık çıkıyordu. Yine yanılıyor yine acıyordu. Büyüyemiyor. Çünkü büyütülmüyordu. Sorunlardan başka hiçbir şeyin büyümediği bir dünyada yaşamak ona koyuyor. Bunu biliyordu. Oysa o umut büyütmek, onları yeşertmek ve boy verdirmek merakındaydı. Çocukken gözün görmediği hücreler gibi. Dokunduğu beyaz sayfalar gibi. Yazdığı yazılar olsun istiyor, fark edilmeyeni fark etmek ve ettirmeyi diliyordu. Bu düşünceleriyle; tüm cansız duygularını fark etti önce. Canlı olanlarının ise hızını arttırdı. Ya da sadece bir duyguyu fark etti. Ona her şey gibi bu da fazla geliyor. Peşinden sevgiyi anladı. Sonra aşkı. Merak etti ikisini de. Onlarla da çok geçmeden tanıştı. İki soksak aşağıda oturan biriymiş gibi onu dürten merakına yöneldi. Aklına bu konuların düştüğü ilk yerde onları tekrar aradı. Bu kez daha detaylı, ince ince, derin ve sinsice. Tüm aradıkları o sokaktaymış ilgili gözlerle tüm duvarlara, kırık camlara, boş kaldırımlara ve izlere baktı. Yılların gizlerini inceledi. Bir şeyler bulacağını biliyordu. Daha önce bu düşünce yine o sokakta onu meraklandırmıştı ama o zaman pek oralı değildi. Şimdi oralı. Şimdi orada. Duygusunu bulduğu sokakta bir ışık aradı. Sokak denize yakındı, onunla orada tanıştı, sonra yine orada tanıdı. Karanlık hayatları aydınlatacak bir duygu. O yokken her yer sanki havayla birlikte kararmıştı. İzler de silinmiş, sesler de dinmişti. Karanlık sokaklarda yalnız başına kaldı. Döndü. Sessizliği o da bıraktı, uzaklaştı. Aradığını bulmuştu ve böylece içine dönmüştü. Duyguların en güzeline yöneldi. Kalbini dinledi. Küçüklüğünü erken atlatmıştı, yüzü çocuk, içi buruk, sesi tiz ama kalbi büyüktü. Aklı yerinde olanlardan daha da ilerdeydi. Belliydi. Hayatların ve havaların bozmayacağı esintiler yaşadı. Ruhu okşandı. Meraklandı, merakını giderdi, tanıdı ve tanıştığına da sevindi. Kendisi gibi duyguları da ufaktı, zamanla onlarda büyüdü. Tıpkı onu bulduğunda göz bebeklerinin büyüdüğü gibi. Hep gelişimsiz kalmaktan korkuyordu. Korktuğu olmadı. Gelişti. Tanımak istediklerinin tamamına bir duygunun sebep olduğunu fark etti. Merakını giderirken sevmesini ihmal ediyormuş bunu öğrendi. Zamanla buna da alıştı.
O duyguya sarıldı. İçine bastı. Öpemedi koklayamadı ama karanlıktan kurtuldu. Kurtarıldı. İmdatlarını o an o da fark etti. Gönderdiği yardım sinyallerini gören tek kişi kendisiymiş meğer. Bunu ancak anladı.
Sevdiğini belli eden gösterilerle her canlıya sarıldı.
Ona ise daha farklı.
Tanıdığına mutluluk duydu.
Ama alışmadı. Çünkü gitmeliydi.
Tıpkı tekrar gelmesi gerektiği gibi.

Ruhu Okşa Aklı Boşa

Cincopa video hosting solution for your website. Another great product from Cincopa Send Files.

Psychedelic Explosion

Önce tane tane çıktı
Basit bir piyano sesi gibi
Her parmağın hissettiği notanın rengi gibi
İnce tınıların tırmalayan çığlığı
Kemanın can yakan hüznü
Gitarın titreyen uzun tınısı
Suyun iç açan şıpırtısı eklendi
Ve rüzgâr uğultusu
Devamlı çalan bir tınının ansızın ve aralıksızın tekrarı
Araya ufak cam kesiklerinin usulca girip çıkışı

Ve tekrar kemanın acısı ve vurucu yay darbeleri
Peşinden Ney’in çağırışı
Suyun sessizliği
Havanın nemi
Dünyanın sensizliği

villavicencio

Elektrogitarın çığlığı, tizi ve bası bir de üstüne
Davulun hıçkırığı
Borazanın hücumu
Kanın hızı
Düşüncelerin gücü
Neyle karşı karşıya olduğunu bilemeyen ruhun tutkusu
Ardından arkadan sessizce başlayarak artan bir insan sesi
Ve haykırış
Durup yeniden doğuş
Belki geçmişin izlerinden sıyrılıp
Yeniden bir yok oluş

3509705569_c3d94c41fb

Ve tekrar keman ve ney ve tuşlar ve nota
Nihayet bir; vakit geldi tınısı
Heyecanım artıyor
Kanım hızlandı
Aklım Saniyeleri bile bölüyor
Zamanın hızı asla yetişemez bu sürate
Piyanonun ritmine
Kemanın tizine
Basın yüküne
Mi’nin tırmalayan tizine
En ince ses telinin çığlığına
Kulak delen, zarlar yırtan, camlar kıran gücüne

Aklım çıkacak
Belki de ruhum ait olduğu yeri tekrar bulacak
Bedenime yük veren bu ses
Belkide zihnime ağır gelecek
Adrenalinim zirvede
Orada mahsur kaldı
Aşağıda bi’ dünya ses
En kalınından en incesine
Her telden
Ruhum okşandı aklım yitti
Gücüm de bitti

Heyecanımı arttıran bu müzik bitsin artık
Zira aklımı alıp biri bu canı terk edecek

ANTIWAR-A1971

Web Sayfasından Kitap Sayfalarına

Cincopa video hosting solution for your website. Another great product from Cincopa Send Files.

sebo show copysebnem_sungur3

Ordinaryunus.com‘da yayınlanmış yazıların kitaba dönüşmesi projesi için kolları sıvadık.
Kitaba girecek bu yazıları ise sizler seçiyorsunuz.
Blog yazarları dünyasında yeni bir açılımı amaçlayan bu girişim 12 Ekim Pazartesi günü Alem FM’de Şebnem Sungur’la Şebo Show’da duyurulacak.

Yazının devamı şurada.

Aradığım Şey Sendeymiş

Cincopa video hosting solution for your website. Another great product from Cincopa Send Files.

Kaybettiğimi düşünmüştüm ne zamandır.
Oysaki düşmüş.
Ve sen almışsın.
Sahip de çıkmışsın, saklamışsın.
Eksik olma.

d9994ec0361ed673c93a51c556eab3a9a858d97f_m

Söylemedin hiç, ben de bilmiyordum.
Bahsini etseydin en azından, telaşlanmazdım.
Onsuz ne zamandır yaşamışım,
Şimdi anladım…

Yokluluğunu fark ettirmemiş meret.
Varken de aynısın yokken de.
Bir ağırlığı yok ya, onda bütün hikmet.
Ne tuhaf ve cidden hayret.

Cüzdanım olsa hemen anlardım.
Paragöz değilim olsa ki.
Paranın satın alamayacağı şeylerle daha çok ilgilendim.
Bilirsin belki.

Ya da zamanı söyleyen saatim olsaydı.
Oysa bu onlar gibi elle tutulup gözle görünmez.
Cebe falan da girmez.
El yordamı yerinde mi, değil mi bakılmaz.
Bakılır belki ama dünya gözüyle değil!

Sevilir belki ama el gözüyle de değil.
Yapmışım bir salaklık ve kaybetmişim işte.
Çok uzakta değil diyor bi’ ses.
Zira yeri hala sıcak!

Çok olmamış belliki ayrılalı.
Biliyor musun ruhum olmadan o bir hiç!
Ben onsuzken onun kimde olduğunu bilirim de,
Onun bensizken kimde olduğunu anlayan olmaz.

Yaşam gibi,
Ruhun bedeni terk eylemesi misali,
Bir yük gibi.
Kaldırılamayacak kütle misali.

Olduğunda ve yokluğunda da fark edilemeyenimi almışsın,
Edilse de dokunulamayanımı,
Düşmüş işte fark etmeden birine,
Belki bir yere..

Sen almışsın, belli.
Vermeliydin ya da haber vermeli.
Unutmuşsun belliki
Umursamamış da olabilirsin,
Belki sen de kalması sence daha iyiydi.
Bence ise fena.
Bunu iyi bilirsin.

Çünkü kanıma yön verenim sendeydi,
Ve ben onsuz kalmıştım.

Duygularım anlamsız.
Maneviyatım saygısız.
İçtenliklerim kolsuz ve de bacaksız.
Hiçbir şeyim tam basamaz oldu yere
Bense çöktüm olduğum yere.

Aslı var mıydı bu düşüncemin?
Çılgın olmalı biri, başkasına hırsız demek için.
Aslında sen hırsız da değildin.
Bilmeden yanında mı unuttun ne!

Ama en azından haber verseydin,
Aldığını,
Veya yakının olan bi’ yerlerde düşürdüğümü.
Söylemedin ve onun önemini de asla anlamadın.

Yaşamanın değeri kadar kutsaldı.
Oysa sen yokken ben daha uysaldım…
Çalmamışsın belli ki.
Ama almamışsın da işte,
Aşikar.
Sadece ben düşürmüşüm

Yine de aradığımı sen de bulduğuma sevindim.
Çünkü o bir kalp, bakıma ihtiyacı var.
Ya başkası alıp kırsaydı.
Sevip atsaydı…
Parçalayıp öylece perişan yapsaydı?

Acımaz mıydı?
Ben düşürdüm, sen aldın.
Aradığım şey sendeymiş!
Ver artık…

Senden geri almalıyım.
Çünkü bu bir sahip çıkış,
Sendeki ise;
İstediğim gibi bir çıkış değil…

5dcdd209ebc79ee8bcface71dd2b8dca781a4364_m