Logo-Ritmik Bir Vaka: Bir Sektörün Logo Ekolünü Belirlemek

Cincopa video hosting solution for your website. Another great product from Cincopa Send Files.

Hayatımız bir ekosistem halinde akarken bir de bakmışız birilerinin ekolüne kapılıp gitmişiz. Bu ekol biz insanlar için çoğu zaman moda duygusunun karşı konulmaz hafifliğidir. Belki de bir özenti veya benzer görünmenin vermiş olduğu bir güç kazanma aracı da olabilir. Birçok neden daha sıralanır…

Hayatımız boyunca birçok ekol peşinden gitmiş olmamız pek normal. Çünkü ekoller bizler içindir ve bizler insanız. Fakat bu kez moda olgusuyla açıklanamayacak bir ekolden, insancıl olmayan bir güç kazanma tutumundan yakınımızdaki markalardan örnek vereceğim. Hayatlarımızda yer etmiş hatta birbirinden leziz ürünleriyle midelerimize kadar inmiş bu markaların ısrarla takip ettikleri ekollerden biriyle ilgili bir izlenimimi paylaşacağım.

Türkiye bisküvi, çikolata ve kek sektörünün içine düştüğü acı gerçekle sizi karşılaştıracağım. Sok!

Konu üretici firma logolarının benzerlikleri. Fakat tahmin ettiğinizden de fazla bir benzerlik göreceksiniz. Lütfen sıkı tutununuz, şaşırmayınız, düşmeyiniz. Bir de lütfen burada gördüğünüz benzerlikleri kendi markanız üzerinde denemeyiniz…

ülker, bifa, eti, lezzet, anı, karsa, şimşek, arı, saray,çağla

Dünyanın hiçbir yerinde görünmemiş ve bir benzerine daha tesadüf edilmiş bu durum; bir sektörün dinamiklerine neden olan markanın ne denli büyük ve diğer çarkların ne kadar yağsız olduğunu göstergesi.

Pazarın parasal ve pazar payı anlamındaki yaklaşık % 60 hâkimiyetini elinde bulunduran Ülker tam 65 yıllık mutlu bir geçmişe sahip bir markadır. Ülker marka doğduğunda pazarı bu kadar domine edeceğini ve diğer tüm markaların bi’ şekilde kendisini örnek alacağını düşündü mü bilinmez fakat bu logo-ritmik davranış gösteriyor ki bazı konularda Ülker ciddi olarak referans alınmış.

Çoğunluğu Karaman üreticilerinden oluşan yerli üreticilerin neredeyse tamamı bir logo karmaşası yaratma çabası içine girmiş ve yine birçoğu bunu ciddi anlamda başarabilmiştir.

Türkiye bisküvi, çikolata, kek, gofret ihracatının yarısını elinde bulunduran ve neredeyse miyar dolarlık bir ihracat hacmine erişen güzelim ekol takipçileri Karamanlı bisküviciler hiçbir yaratıcı ürün ve fikir icat etmedikleri gibi logolarında da bu konudaki hassasiyetlerini net bir şekilde ifade edebilmiştir.

Vaka güç bir vaka, benzerlik olabilir, esinlenilir, belki taklit de edilir fakat en azından sektörün rakibini birebir taklit etmemek gerekir…

Dünya üzerindeki Carrier logosu ile Ford logosunun benzerliği de bu gibi bir benzerliktir. Gün gelir Ford klimaya, Carrier de otomobil üretimine bulaşmadığı sürece sıkıntı yoktur.

ford, carrier

Şimdi içimden ise tamamen şu oluştu.

Pazarda en az % 20 fiyat avantajı rekabeti ile var olmayı başardığınızı unutun, bir gün alt segmentten çıkacağınızı da düşünün, hadi bir de tamamen ihracatçı kalamayacağınızı da varsayın ki tarif tam kıvamını bulsun. Sonra da gelin bir bir bu taklit tutum ve davranışı değiştirin.

Gerçekten marka olmayı başarmış, katmadeğerli ürünleri ile sektöre yön veren güçlü markalama çalışmalarına sahip firmalarımız söz meclisinde sadece kurum logosu itibariyle vardırlar. Ayrıca eski logosunu yenileme girişimi göstermiş diğer bir markamız bu içeriği kısmen ve miktar üstlerine alınabilir, sakıncası yoktur.

Zira hiçbiriniz marka kişilik skalasında bir yer bulamazsınız. Samimi, uzman, heyecan verici, sofistike veya sert olamazsınız. Olsanız da bu isteyerek olmaz ister istemez sert kıvamda kavrulursunuz.

Sizler için karakter analizi yapmak yerine tarih boyunca kraker analizinden öteye geçemezsiniz. Parasal büyüklük hep olacaktır fakat marka yönetiminden bahsettiğimi fark etmiş olduğunuzu umuyorum. Cevabınızın ise “uyumuyoruz, sözlerinize uyuyoruz” olacağını da…

Haydi, ritmik olmayan bir şekilde logolarımızı gerçekten markamıza uygun logolaştırmaya.

Ha, yurtdışında bu logo benzerliği nasıl oluyor derseniz buradan bakabilirsiniz.

Oto Matik Bir Vaka – Bazı Otomobillerin Makûs Talihi

Cincopa video hosting solution for your website. Another great product from Cincopa Send Files.

Konumlandırma zihinlerdeki yerdir.

Her marka kendine has bir konumlandırma yapmak ve zihinlerde bu algı ile yaşamak ister. Kısa veya uzun vadede de olsa bunun kazancı ile beslenir.

Markalar, tüketici zihninde hep bir sistem ile yerini alır.

Örneklendirmek adına konuyu biraz açayım; “Pro V” denince Panten’in onlarca yıldan beri akla gelmesi, “hem yumuşak hem hesaplı” denince Solo’nun hatırlanması gibi.

Kişi markalarında da Minik serçe, Pop Star, Süper Star, Baba, İmparator unvanları da bu marka konumlandırması mantığı ile çalışmaktadır.

*
otomobillogoları

Otomobillerde de durum benzer.

Volvo denince “güven” akla gelir. Çocuklarının güvende olduğundan emin olduğu bir araç sahibi olması “iyi babayım” duygusunun ürünüdür. Tüm Volvo iletişimi siyah-beyaz TV zamanından beri bu doğrultuda yapılır.

Hız ve performans Ferrari’dir. Sonradan görme olmayanların lüks ve konforlu arabası ise Audi.
Yerli ve yabancı reklamları hatırlamak isteyenler buradan bakabilir.

Kullanım alanlarına, amaçlarına ve özellikle bölgelere göre otomobiller bazen yerelleşir. Bu yerelleşme bir anlam kayması/yüklemesini beraberinde getirir. Renault Toros her zaman “zor arazilerin vazgeçilmez arabası” olmayı bunun için başarmıştır. Köyler Toros doludur. Toros dağa bayıra vurulmuştur. Benzer şekilde Serçe ise üretildiği ilk günden beri şehrin en hafif kuşuydu. Öyle de kaldı.

Ford; yurdumuzda uzun yıllar kamyon markası olarak algılandı. Sonra modern ticari araçların vazgeçilmezi oldu. Bunun gibi daha nice marka var.

*

Konumlandırmaları ne olursa olsun belli bir tüketici davranışına ister istemez konu olmuş markalarımız da var. Bunlardan biri Fiat diğeri Hyundai.

Yurdumuzda ticari ve binek araçlar klasmanında boy gösteren Fiat’ın oldukça yaratıcı ve verilmek istenilen mesajı net anlatan reklam çalışmaları var. Hem reklam veren tarafı hem de ajans tarafında sağlam konumlandırmalar ve stratejik bakışlar olduğu da pek tabi ortada. Fakat bir Fiat otomobilinin sonu hep aynı mı olur?

Mesela; Linea (ailen için en iyisi), Albea (daha az benzin ile daha çok yol git-mesafelerin aşıldığını fark edemezsin), Fiorino (ticaretin yakışıklısı).

Eskilerden Kartal, Şahin ve Doğan’lar vardı ki onları karıştırmayayım hiç…

Hiç düşündünüz mü; neden tüm bu araçların ortak kaderi ticari taksiye çıkıyor. Ya da şirket aracı oluyor. Hani o bir aile otomobiliydi. Ya da ticaret ondan sorulurdu…

Yerli malı, ucuz yedek parça, yakıt performansı, bagaj büyüklüğü, iç hacmi gibi tercih sebebini önemli derecede etkileyen etkenlerin her Fiat konumlandırmasında nihai tüketici karmaşası yarattığını fark edeniniz var mıdır bilmiyorum?

Benim dikkatimi çekti.

Milyonlarca liralık reklam ve tutundurma çalışmalarının sonu bir sarı taksiye çıkan bir çalışmanın konumlandırma gayreti neden? Yoksa yapılan reklam mı gerçek hedef kitle algısının üstünde? Konumlandırma dışı tutum ve davranışların markalara katkılarını nasıl açıklarız? Anlaşılmayan ne var? Benim için önemli bir merak konusu gerçekten…

*

Dayanıklı tüketim mallarında “daha sağlam ve dayanıklı” konumlandırması yapan bir marka ile “evinizin daha şık ve dekoratif duracak” ifadesini kullanan bir markanın ürünleri neden bu paradoksa düşmez.

Ya da “yaratıcı çözümler” sunan bir bilgisayar ile “profesyonel hizmetlerde üstün performans” vaat eden bir bilgisayarın durumu?

Toplu taşıma aracı olarak kullanılan bir Magirus minibüs bu durumu net ifade der düşüncesindeyim. Zira orada başka marka minibüsvari araçları kullanan minibüsçüler hep geri adım attırmıştır. Performansı en yüksek olsun olmasın o kültürün aracı neyse o satılır, o kullanılır.

Bazı konumlandırmalarda ne derseniz deyin tüketici homoekonomikus davranışlar sergileyecek, en rasyonel çözümü tercih edecektir. Bu ifade “reklamda ne dersen de” bu ürünün/hizmetin/malın hem hedef kitlede hem de başka kitlelerde satılacağı anlamına da gelir. WOM veya deneyimsel tecrübe etkenlerinin etkisi de önemlidir. Buna girmeyeceğim.

*

Türkiye’de bir otomobil eğer en nihayetinde ticari taksiye dönüşüyorsa ya; çok harcıâlem bir maldır, çok kilometreye karşı az masrafı vardır. Ya da sahibinin ekonomik durumu düzelmiş bir üst sınıf arabaya terfi etmiştir, en nihayetinde de eski aracını pazara çıkarmış ve satmıştır. Onu da ticari taksi amaçlı biri almıştır. Bu araçlarda yıllar evvel Şahin ve Doğan’lar grubundan araçlardı. Hal böyle bu araçlar en kötü ihtimalle hurdaya çıkmadan veya modası geçmeden önce son değerlendirme safhalarını bu yollarla tamamlamıştır.

Zamanla ticari taksi esnaflığı da görüntüye ve konfora önem verdi ve Doğan’lardan ve Şahin’lerden Albea’lara, Accent’lere, Clio’lara ve hatta Corolla’lara terfi etti…

Bu sabah Mecidiyeköy- Kozyatağı arasındaki gördüğüm tüm taksileri saydım. Saydıklarımın tamamı hareket halindekiydi. Bu sayımdan çıkan sonuç beni şaşırtmadı. Ticari taksilerin yarısından fazlası sadece Fiat Albea’ydı, diğerleri 4-5 marka arasında dağlıyor ama hiçbir markanın sayısı diğerlerine oranla baskın değil. Bu durum her gün gördüğüm, önünden geçtiğim duraklarda da aynı.

Demek ki pazar gerçekleriyle de örtüşen bir gözlem içerisindeyim.

*

Pazarda “bu araba bir ticari taksi olsun diye tasarlandı, sizin ve müşterileriniz aradığını performansı size bu araç sunar, başka araçların ikinci eline değil bunun sıfırına sahip olmanın ekonomikliğini ve konforunu yaşayın” şeklindeki bir konumlandırma boşluğu var.

Otomobil Markalarının Konumlandırma Tablosu_Ordinaryunus / Yunus  Baran

Tüm taksiciler araçlarını bunlardan almak isterken halkın o araçlara olan talebi ne olur onu da doğal seleksiyon belirler. Konumlandırmalar madem tersine işliyor, ortaya karışık bir durum orada da çıkmaz mı?

Bu boşluğu değerlendiren sarı renkli, alet ekipmanı taksiye göre tasarlanmış, uygun fiyatlı, çok sade olmayan fakat çok gösterişli de durmayan, yedek parçası ucuz, yakıt performansı yüksek, güvenlik donanımı sağlam, klimalı ve geniş bagajı olan bir otomobil modeli tasarlansa talep ne kadar olur acaba? Hem ülkemiz hem de Avrupa ülkelerin de standart bir taksi modelinin satış potansiyeli bu üretimi karşılayabiliyorsa bu türden bir otomobil konumlandırma çalışmasını sabırsızlıkla bekliyor olacağım. Sonradan çürütülmüş konumlandırmalar ve keyfi algılar ile olmasın bu iş artık.

Haydi, oto-matik olarak konumlandırmaya.

Sevgiler.


Otomobillerde de durum benzer.

Volvo denince “güven” akla gelir. Çocuklarının güvende olduğundan emin olduğu bir araç sahibi olması “iyi babayım” duygusunun ürünüdür. Tüm Volvo iletişimi siyah-beyaz TV zamanından beri bu doğrultuda yapılır.

Hız ve performans Ferrari’dir. Sonradan görme olmayanların lüks ve konforlu arabası ise Audi.

Kullanım alanlarına, amaçlarına ve özellikle bölgelere göre otomobiller bazen yerelleşir. Bu yerelleşme bir anlam kayması/yüklemesini beraberinde getirir. Renault Toros her zaman “zor arazilerin vazgeçilmez arabası” olmayı bunun için başarmıştır. Köyler Toros doludur. Toros dağa bayıra vurulmuştur. Benzer şekilde Serçe ise üretildiği ilk günden beri şehrin en hafif kuşuydu. Öyle de kaldı.

Ford; yurdumuzda uzun yıllar kamyon markası olarak algılandı. Sonra modern ticari araçların vazgeçilmezi oldu. Bunun gibi daha nice marka var.

Krematik Bir Vaka

Cincopa video hosting solution for your website. Another great product from Cincopa Send Files.

Markalar dünyasında dramatik vakalar olduğu kadar krematik vakalar da vardır.
Uydurmuyorum! Ve bu bir teori değil, gerçek.
Marka olmak zor iştir ve Türkiye’de bu zorluğu daha da zorlaştıran markalar bolca da vardır demek istiyorum esasında.
Aynı sektörde faaliyet gösteren birçok marka sektör liderini takip eder. Bilir ki lider olan bu yollardan geçmiş, pazar oluşturmuş, zorlukları aşmış ve aştığı tüm zorlukların yakınlarında onları aşacak yeni birileri için izler de bırakmıştır.
Cesaretsizlikten ileri gelen bir düşünce biçimi olan bu model; markaların özgün stratejiler geliştirmelerine olanak tanımadığı gibi özgün marka isimleri bulmalarına da engel olmaktadır.
Peki ya “Krematiklik” bu işin neresinde? Krematik lafını uydurmaktan kastım işin dramatik bir hal almasından kaynaklanıyor. Krem çikolata pazarını değerlendirerek ilerlemek istiyordum ilkin. Fakat bu değerlendirmeye gerek bile bırakmayacak kadar tüm söylemek istediklerimi açıklamaya yetecek marka mevcut piyasada.
İşte o acı gerçek.

krem çikolatalar
Bakın markalardaki “Ella Bella” furyasına. Bu furya o denli bir sevdayla ve aşkla takip ediliyor ki dünyanın en kötü isimlendirme çalışmalarında biri olan “ANİRELLA”, “ŞENERELLA” markasını doğurmuştur. Bu doğumlar yetmezmiş gibi krem çikolatadan sürülebilir pazarın tamamına doğru kayan bu karşı konulamaz akım; hız kesmeden önüne gelen tüm ürünler üzerine özenle boy gösteriyor. Yer alıyor. Dillendiriliyor. Yerleştiriliyor vesaire…

FİDELLA ve KAYSELLA da kategori dışına sıçrayan diğer örnekleri.

icimFidella2
kaysella

Ey güzel yurdumun güzel marka yöneticileri! İçinde bulunduğunuz ahval ve şeraitten dolayı bunu yapıyorsanız durun ve derin bir nefes alın. Azıcık da olsa konvansiyonel düşünmeye çalışın. Sonra yaptıklarınız değiştirilebilir bir durumdaysa eğer markalarınızın isimlerini değiştirin. Yok değiştirilemeyecek durumdaysa “ella da bela” bataklığında ölmeden kalabilmenin tek yolu kıpırdamamaktır. Çırpınmamaktır. Batarsınız! Sakın yeni bir hareket daha etmeyin.
Zor iş marka olmak. Zor iş isim bulmak. Zor iş yediğimiz şeyi her şeyiyle sindirmek ve afiyetle mideye indirmek.
“Ella da Bella” diyorum başka da bir şey demiyorum.
:)

Tor’u Yiyen Çocuğun Canı Ku’da Çekerse?

Cincopa video hosting solution for your website. Another great product from Cincopa Send Files.

Ku ne zaman çıkacak?
Konya Şeker’in yeni krem çkolatası Tor pazarın konvansiyonellerini farketmişcesine alışılagelmişin dışında bir tutum sergiledi. Adı …Ella ve …Bella uzantılarla biten onlarca markanın aksine farklı bir isimlendirme ile yeni ürününü piyasaya sürdü. Markalar dünyasında ürün için bir dünya yaratma ve bu dünyanın kahramanlarıya mutlu mesut bir habitat oluşturma sıkça görmeye alışkın olduğumuz bir davranış biçimi. Bu dünyanın karakterlerinden biri ürün modellemesine kadar uzandı. Daha önce Danino dinozorunun kafsını ürünle doldurulup buzlukta dondurarak yenme biçimini görmüştük. Şimdi bir çocuk Tor şeklindeki kavanozdan krem çikolata yerken diğer kahramanla ilgili birşeyi de yemek istemez mi? Ku ne zaman ne şekilde karşımıza çıkacak acaba? Meraktayız açıkçası. Fakat Ku biraz zatıfça bir model. Ortaya nasıl bir ürün çıkacak bakalm.
torku
Akıldaki Sorular:
Tor ve Ku bir ürün modeli olacak kadar popüler mi?
Vaat ettikleri bir dünya var mı?
Çocuklar bu karakterler şeklindeki bir kavanozdan satınalmak ister mi?
Bir ikili olan bu kahramanlar birbirini tamamlayan bir ürün grubuyla temsil edilebilecek mi?
Ana marka olan Torku’nun ikonları olan Tor ve Ku ikramlık çikolataların ve çocukların kahramanı olacak kadar geniş bir hayal dünyasını mı sahipleniyor?
Madlen çikolata ile krem çikolata aynı şey mi?
Tor krem çikolata

Taşıt-Matik Bir Vaka: Toplu Taşımaların Marka Yapısı

Cincopa video hosting solution for your website. Another great product from Cincopa Send Files.

Bir daha açmamak üzere toplu taşıma konusunu kapatıyorum. En azından kendi adımayapıyorum bunu.
Hedef konu karayolu toplu taşıma araçları.
İ.E.T.T, Ö.H.O,minibüsler ve sarı dolmuşlar. Aslında toplu taşıma demişken diğer taşıma araçlarının topuna değinmek gerekir di. Lastikli olanlarından en önmlilerini açalım şimdilik.
Birinin sloganı, diğerlerinin şoför ve muavinlerinin hali ahvallerinden dem vurarak ilerlemeye çalışacağım.
Slogana bakın. “Biz insan taşıyoruz”
Yolcu ne düşünmeli? Mesela; “Öyleyse biz de insan olduğumuza göre binebiliriz.” falan mı?
İ.E.T.T ne türlü bir önerme de bulunuyor olabilir?
Mesela; “Diğerleri ne taşıyor belli değil. Binerseniz binin, siz bilirsiniz ama neyle karşılaşırsınız onu biz bilemeyiz, garantisi yoktur…”

Bu sloganın altında yatan anlamlar aslında gerçek olaylara dayanarak kendini teyit ettirmektedir.
Şöyle ki; İ.E.T.T otobüslerinde bir saygınlık olduğunun farkına vardınız mı hiç?
Ya da bu otobüslerde ki olaysızlık hiç dikkatinizi çekti mi? Özellikle yeşil renkli ve körüklü olanlarındaki nezihlik. (Bazı semltler için geçerlidir.)
İnsanlar işlerine gider, işlerinden döner, çok sıkışık olsa da bir iniş ve biniş ahengi vardır. Yolcular herhangi bir hatırlatıcı yani muavin olmaksızın buna genellikle dikkat eder. Çünkü o araç bir devlet taşıtıdır. Hatta; yaşlılara, gazilere ve hamilelere yer vermek milli bir bilinç olarak çoktan yer etmiştir içimize.

Oysa diğer taşıtlarda buna şahit olmak güç bir durumdur. Her neyse.

Bir kamu aracı olmasından dolayı; şoförün inisiyatif kullanması durumları ise genelde siciline işlenecek bir hataya dönüşme ihtimalinden dolayı mıdır bilinmez şoför amca ya korkar, ya inisiyatif kullanmaz ya da kullanır fakat yumuşak bir tonda kullanılır. “İlerleyiniz” derken bile tırsaktır. Oysa korkmaması gerektiğini bilmez, çünkü sırtını devlete dayamıştır.

Yolculardaki durum ise genellikle şu şekildedir.

Otururlar, tutunarak giderler veya her ne şekilde duruyor olurlarsa olsunlar araç içinde bir düzen olduğu aşikârdır. Yılların köklü organizasyonunun bu konu üzerindeki etkisi de şüphesiz diğer bir gerçek. Kısmen İ.E.T.T ruhunu yolcular içlerine sindirmiştir ve bu da iyi birşeydir. En azından bence.

Gelelim özel halk otobüslerine.

Bu otobüsler adı üstünde halk otobüsü.

Halka ait özel bir sistem nasıl işler veya böyle bir sistem işler mi tartışalım hemen.

Yıllarca isminin başına “Özel” ibaresi konulan kurum ve kuruluşlardan uzak duran halkımız bu terimi içlerine sindiremiş olmaladından olsa gerek otobüslerde de bir hayli özel haller sergilemektedirler.

Söylemlerinde ki “Özel” ibaresine rağmen otobüs gayet halktan. Bir İ.E.T.T aracına göre geçiş sıklığı daha fazladır. Daha fazla yer dolanır, adeta şehri sarar. Hatları uzundur. İşletme maliyetinden edilen kamu karı özel işletmecilerle bölüşülür. Sorun yaratan bir özel mülkiyet mantığı vardır. Oysa özelleştirmeler bu mantık ile işlemez, hizmet kalitesi esastır ve müşteri veli nimetin en nimetlisidir.
Hani her özel işletilen şeyin daha etkin ve verimli olması planlanırdı? Nerede… Öyle umulurdu. Hani?

Fakat nedense Ö.H.O’lar İ.E.T.T’lere göre daha düzensiz, daha harcıalem ve daha plansızdır.
Güvenlik konusunda iniş-kalkışların daha kontrollü olmasını sağlayacak bir muavinlerinin olmasına rağmen bu güvenlik muavinin umursamazlığı yüzünden hiç işlememektedir. Gereksiz çok konuşan bir kişiden öteye gidemeyen bir muavin araç içinde herkesin tepkisine rağmen işi bildiği şeyi dur durak bilmeden devam ettirir. Şoför deseniz küçüklüğünde içinde kalan Formula 1 pilotluğu sevdasıyla tam gaz sol şeridi ihlal ederek kilometrelerce ilerlemekten geri kalmamaktadır. Frenler sert, manevralar keskindir. Yolcular stresli, gürültü fazladır.
Hani insan taşıyan bir kurumun marka bağlantısı ile özelleşen bir işletme mantığı?

Oysaki iki her iki otobüse de binen yolcular aynıdır.
Fakat İ.E.T.T şoförleri Ö.H.O şoförlerinden daha eğitimli ve kültür seviyeleri daha yüksek olduğu için o şoförler otobüslerin imajını bütününden değiştirir.

İ.E.T.T şoförlerinin iletişim kabiliyetleri daha kuvvetlidir. kısmen eğitimlidir veya eğitilmeye açıktır. Birinde hizmet olarak görülen yolcu taşıma, diğerinde ticari bir amaca bürünmektedir. Sollamalar ve sallamalar dolayısı Ö.H.O’larda fazlasıyla artmaktadır.
Kavgalar, patırtı-kütürtü de ortamdaki yerini gecikmeden alır. Biri bu işe bir dur derse ne güzel olur.
Zira olan güzel İstanbul’a olur.

Bu araçların toplum üzerindeki psikolojik etkisini bilen yetkililer tez elden bir el atmazsa yollarda heba olan İstanbullu yaşadığı tüm stres ve davranış bozukluğunu başka şeylerden çıkaracaktır.

Diğer bir konu minibüsler. Metrobüsler ile birlikte mevcut hatlarından da olan minibüsler ara sokaklarda şehrin yeni tehlikeleri. Ana caddelerin korna basanları ve ilerlemeden duraksayanları.
On dakikalık yolun yirmi dakikaya ulaşması normal şartlarda sıkıntı yaratırken minibüslerin insanlara yaşattığı zaman kaybının bir telaficisi olmalıdır. Her araç duraklarda daha az durmak, daha az vakit kaybettirmek üzerine konumlanırken neden minibüslerin gözü bu konuya açılmadı? Açsa güzel olurdu ama orada da bir minibüs kültürüdür aldı başını gidiyor. Kültür elçileri şoförler her durakta en az iki dakika durup gelen her yolcuya korna basarak hem ciddi bir vakit kaybına hem de gürültü kirliliğine neden oluyorlar. Dikkat edelim vakit ve nakit kaybetmeyelim. Bir de sağlığımızı tabi.
Şimdi akıllarda oluşan en alangirli soruya gelelim. Şehrin en optimal ulaşım aracı hangisi acaba?
Metrobüslerin pratik bir çözüm olarak hayatımıza girişiyle birlikte binlerce yolcunun sevindiğini tahmin etmek güç değil. Kendilerine ait yollara sahip olması ve trafiğe takılmadan yol alması güzel bir çözüm olmakla birlikte aksaklıklarıyla tartışılmazsa olmazlar arasında yerini kısa sürede almayı başardı.

Araçların doluluğu, yol sistemin ters yön mantığına göre işlemesi, aktarmalar, durmalar kalkmalar, yolda kalmalar, iş giriş ve çıkış saatlerindeki yoğunluklar Metrobüslerden beklenen şeyler değil. Tıkır tıkır işlese bir hata olsa o hata tüm sistemi sekteye uğratır bir mantık ile inşa edilmiş olduğu için çok hassas yönetilmesi gereken bir modeldir.

Şehirle özdeşleşen ulaşım araçları ve şekilleri bir vapurlar bir de İ.E.T.T otobüsleriydi bu kadar çok aracı hem yönetememek hem de kalabalığa neden olmak kanayan bir yara şekline dönüşecek diye düşünüyorum.
Şehrin birer ayrılmazı olan ve birer marka olarak görülebilecek bu araçları yönetmek ve hedef kitlelerini belirleyebilmek adına aşağıdaki tabloyu çıkardım. Faydalanan biri çıkar umarım. Bu işe kafa yoran bir yetkili büyük bir sevap işlemiş olacaktır inancındayım.

toplu taşıma