Hayatımız bir ekosistem halinde akarken bir de bakmışız birilerinin ekolüne kapılıp gitmişiz. Bu ekol biz insanlar için çoğu zaman moda duygusunun karşı konulmaz hafifliğidir. Belki de bir özenti veya benzer görünmenin vermiş olduğu bir güç kazanma aracı da olabilir. Birçok neden daha sıralanır…
Hayatımız boyunca birçok ekol peşinden gitmiş olmamız pek normal. Çünkü ekoller bizler içindir ve bizler insanız. Fakat bu kez moda olgusuyla açıklanamayacak bir ekolden, insancıl olmayan bir güç kazanma tutumundan yakınımızdaki markalardan örnek vereceğim. Hayatlarımızda yer etmiş hatta birbirinden leziz ürünleriyle midelerimize kadar inmiş bu markaların ısrarla takip ettikleri ekollerden biriyle ilgili bir izlenimimi paylaşacağım.
Türkiye bisküvi, çikolata ve kek sektörünün içine düştüğü acı gerçekle sizi karşılaştıracağım. Sok!
Konu üretici firma logolarının benzerlikleri. Fakat tahmin ettiğinizden de fazla bir benzerlik göreceksiniz. Lütfen sıkı tutununuz, şaşırmayınız, düşmeyiniz. Bir de lütfen burada gördüğünüz benzerlikleri kendi markanız üzerinde denemeyiniz…

Dünyanın hiçbir yerinde görünmemiş ve bir benzerine daha tesadüf edilmiş bu durum; bir sektörün dinamiklerine neden olan markanın ne denli büyük ve diğer çarkların ne kadar yağsız olduğunu göstergesi.
Pazarın parasal ve pazar payı anlamındaki yaklaşık % 60 hâkimiyetini elinde bulunduran Ülker tam 65 yıllık mutlu bir geçmişe sahip bir markadır. Ülker marka doğduğunda pazarı bu kadar domine edeceğini ve diğer tüm markaların bi’ şekilde kendisini örnek alacağını düşündü mü bilinmez fakat bu logo-ritmik davranış gösteriyor ki bazı konularda Ülker ciddi olarak referans alınmış.
Çoğunluğu Karaman üreticilerinden oluşan yerli üreticilerin neredeyse tamamı bir logo karmaşası yaratma çabası içine girmiş ve yine birçoğu bunu ciddi anlamda başarabilmiştir.
Türkiye bisküvi, çikolata, kek, gofret ihracatının yarısını elinde bulunduran ve neredeyse miyar dolarlık bir ihracat hacmine erişen güzelim ekol takipçileri Karamanlı bisküviciler hiçbir yaratıcı ürün ve fikir icat etmedikleri gibi logolarında da bu konudaki hassasiyetlerini net bir şekilde ifade edebilmiştir.
Vaka güç bir vaka, benzerlik olabilir, esinlenilir, belki taklit de edilir fakat en azından sektörün rakibini birebir taklit etmemek gerekir…
Dünya üzerindeki Carrier logosu ile Ford logosunun benzerliği de bu gibi bir benzerliktir. Gün gelir Ford klimaya, Carrier de otomobil üretimine bulaşmadığı sürece sıkıntı yoktur.

Şimdi içimden ise tamamen şu oluştu.
Pazarda en az % 20 fiyat avantajı rekabeti ile var olmayı başardığınızı unutun, bir gün alt segmentten çıkacağınızı da düşünün, hadi bir de tamamen ihracatçı kalamayacağınızı da varsayın ki tarif tam kıvamını bulsun. Sonra da gelin bir bir bu taklit tutum ve davranışı değiştirin.
Gerçekten marka olmayı başarmış, katmadeğerli ürünleri ile sektöre yön veren güçlü markalama çalışmalarına sahip firmalarımız söz meclisinde sadece kurum logosu itibariyle vardırlar. Ayrıca eski logosunu yenileme girişimi göstermiş diğer bir markamız bu içeriği kısmen ve miktar üstlerine alınabilir, sakıncası yoktur.
Zira hiçbiriniz marka kişilik skalasında bir yer bulamazsınız. Samimi, uzman, heyecan verici, sofistike veya sert olamazsınız. Olsanız da bu isteyerek olmaz ister istemez sert kıvamda kavrulursunuz.
Sizler için karakter analizi yapmak yerine tarih boyunca kraker analizinden öteye geçemezsiniz. Parasal büyüklük hep olacaktır fakat marka yönetiminden bahsettiğimi fark etmiş olduğunuzu umuyorum. Cevabınızın ise “uyumuyoruz, sözlerinize uyuyoruz” olacağını da…
Haydi, ritmik olmayan bir şekilde logolarımızı gerçekten markamıza uygun logolaştırmaya.
Ha, yurtdışında bu logo benzerliği nasıl oluyor derseniz buradan bakabilirsiniz.









