Günümüzün hız yaklaşımına kendimce bir bakış açısı katarak bir şeyler söylemek istiyorum.
Seslendiğim kitle sektörümdeki gençler ve yeni girme hevesinde olanlar.
Fikirler bana ait, katılmak ya da katılmamak serbest. Bir konumlandırma tespiti değildir. Mutlak doğru olduğu da iddia edilmemektedir! Mesaj okunduktan beş saniye sonra da kafanızda balyoz etkisi yaratarak kendini imha edecektir.
Zaman teknoloji zamanı.
Katılıyorum.
2.0 Şiddetinde hem de.
“İnsanlar uzaya çıkıyor azizim, biz ise hala yaya geziyoruz” laflarını ben bu memlekette aklımın bu şeylere ermeye başladığından beri duyuyorum. Yirmi yıla tekabül ediyor bu vakit. Ve hala da duyuyorum. Süper bir jargon. Unutmak mümkün değil! Nasıl bir söylemişse ilk söyleyeni artık! Hala zihnimizde.
Bu sözü kimler niçin söyler bilmiyorum ama söylenen birileri varsa çıkamadıklarından/teknolojiyi kullanamadıklarından kaynaklanıyordur buna eminim.
İnternet, web sayfaları, kişisel mail, Google, Xp, çift çekirdekli işlemci, blog, Wista, HD görüntü kalitesi, başka kanalları izlerken başka yayınları kaydedebilme özellikleri, Facebook, Friend Feed, Twitter, 3G, görüntülü konuşma, sokakta-yolda-vapurda-yedek kulübesinde bile internete girebilme ve bi’ dünya yenilik. Bunların tamamını kullanan var mı aramızda. Birçoğunu evet ama tamamını kullanan birileri bence hala yoktur.
Şahsım adına söylemem gerekirse tüm teknolojiyi geriden takip ettim. Bilgisayarım Intel bilmem kaçtı, Centrino çıktıktan çok sonra ona terfi ettim. Cep telefonum hiç bir zaman kameralı olmamıştı, birinin bir deliği vardı okul yıllarımda o delik kamera diye millete hava bile attım. Ancak bu sene bir kameralı telefonla teknolojiye entegre oldum ki o da bozuk çıktı. Şimdi serviste. 3G’yi de kullanmadım. Çünkü ona uyumlu bir telefonum yok. Olsa da görüntülü konulmayı tercih etmezdim. İnsanın bin türlü hali var, başkası görsün istemez. Hem bazılarının sadece burnu ile konuşuyor gibi oluyorsunuz. O da ayrı bi olay…
I Phone gibi bir zımbırtım olmadığı için de bu teknolojik olayı bir yaşam biçimiyle de hiç bir zaman birleştiremedim. Neyse…
Demem o ki teknoloji devamlı değişiyor. Bir nedenden dolayı gerisinde kalıyor ya da onun kapsama alnına giremiyor olabiliyoruz. Şartların cetaris paribus olduğunu sayarsak biz bu duruma uyum sağlamamakta ısrarlı olabiliriz. Pek tabi istemiyor da!
Hevesimiz de bulunmayabilir. Kişisel gayretimiz de olmasın hadi. Ya da ben hayatımdan böyle memnunum da diyebiliriz. Çoluk-çocuk, ev-bark, hayat derdi içerisinde bu gibi -çoğu sosyal ağ bağlantılı- teknolojik güncellemeden uzak da duruyor olabiliriz. Gayet normal…
Pek tabi herkesin hakkı bu. Hayatınızı nasıl yaşayacağınızı kimse belirleyemez. Teknoloji nimet değil itici bir unsur da olabilir ki bu da hakkınız. Aborjinler kadar katı bir tutum sergilemek de özgürlüktür. Ve saire…
Fakat bu gibi özellikleri kullanarak fark yaratabilen insanlarla aynı işi yaparken, ya da yapıyormuş gibi görünüyorken, aynı ortamda ve platformda bulunurken ya da bulunmaya çabalıyorken bu konular vazgeçemeyeceğimiz kadar kemiyet arz etmektedir.
Gün güncelleme günüdür.
Zira akıl ve fikir verdiğimiz bir marka için önerebileceğimiz kaç interaktif çözümümüz var?
Yaklaşan İnteraktif Pazarlama Zirvesin’e kaçınızın bileti var?
Ya da bu konuşmacıların bahsedeceği web sitelerinden hangimizin önceden haberi var?
Sektörü ne kadar takip ediyor, trendlerin içinde ne kadar yer alıyoruz?
Ne önem ifade eder diye düşünen varsa küçük bir örnek. Sütü Seven Kamyoncu viral akımı ile 2006 İPZ’de tanıştım. Ben tanıştığımda milyonlarca izlenmişti bile. Atı alan Üsküdar’ı da geçmişti. Başka kampanyalar da o sıra popüler olup onu gölgelemişti. Artık hiç bir şeyi kaçırmıyorum o ayrı.
Bir mülakatta sektörle ilgili ilk sordukları şeyler arasına bile bu konular girdiğine göre sektörde olup da dijital mecrayı çok iyi bilmemek ayıp olarak karşılanır olmuşken biz doğal seleksiyon içersinde kendimizi bolca yeniliyor olsak fena mı olur. Bu durumu başkalarından beklemesek?
En hızlı büyüyen ticari girişimler neden hep web tabanlı, neden çok kullanıcı çok başarı getiriyor. Yahoo, Google, Facebook, You Tube örneklerine neden her geçen gün diğerlerinin modası geçmeden yenileri ekleniyor. Yeni Türk interaktif pazarlamacıları neden danışmanlıktan, kreatiflikten ve reklamcılıktan ayrılma ve yeni işler kurma peşindeler! Bu yeni yetme tayfa neden gümbür gümbür sesler çıkarır oldu? Çalıştıkları şirketler tarafından neden yurtdışında aylar süren eğitimlere gidip geliyorlar. Ya da ajanslar neden içlerinde dijital ajans açılımına girdiler. Krizle birlikte evine kapanan, pazara çıkmayan, almayan, vermeyen, ekonomiye can veremeyen bir tüketiciye web başında harcadığı saatlerde nasıl marka bilinirliği-görünürlüğü ve tanıtımı oluşturuldu ve sonrasında nasıl paralar harcatıldı ve bunun pratik yolu hangi mecradan geçti bunu kimler düşündü? (dünya üzerinde 200 tane sosyal ağ var) (kriz döneminde ajansların içlerinde kapanan bölümler yerine açılan bölümler dijital marketing!!!)
Bir direnç gerekiyorsa bence takip yönünde ve adaptasyon yönünde bir direnç göstermeliyiz. Update edilmeyen bir bilgisayarın sağ alt köşesinde yanan işaret gibi aklımızın bir kenarında bu teknolojik dürtü hep olmalı.
Aksi halde piyasadan bolca uzak kalmamış oluruz.
En hızlı büyüyen şirketlerin neden teknolojiden çıktıklarına cevap da bu noktada yayıyor.
Her yazıcı yazabiliyorken yenisine geçmek, her telefon arayabiliyorken üst modelini almak, her bilgisayar Word ve Powerpoint açabiliyorken neden işletim sistemini güncellemek zorunda kalıyoruz?
İşletim sistemimizi bir bakıma göndermek ve gerekli güncellemeleri yükletme vaktidir.
Hızdan ve zamandan uzak kalmamak için.
İn’ler ve Out’ları belirleyen kadrodan mı olmak onları takip eden gözlerden mi olmak daha keyifli.
Hayat bu dünya da ve öbür dünya da.
Zamandan ve mekandan münezzeh dijital dünyada.
Kabul etsek de etmesek de.
Sevgiler.
