Bir nevi boynuzun kulağı geçme girişimleridir. Boynuz kulağı geçer mi, geçmez mi tartışıla dursun geçebileceği halleri deşmek istedim ben. Türk Dil Kurumu bu güzel deyimimizi şöyle açıklamış.
Boynuz Kulağı Geçmek: bir konuda daha sonra yetişenler yetenek bakımından eskileri geçmek.
Tam da demek istediğim şey bu aslında. Farklı bakıp anlam kargaşasına girmeye hiç lüzum yok. Mecaz olmayan anlamıyla düşünüp işi çıkmaza sokmaya da.
Bir öğretmenin bir öğrencisine öğrettiği bir konuda öğrencisinin öğretmenine öğretmen olma durumudur.
Öğrencisinin itirazına itirazla cevap verememe halidir.
Öğrencisinin bulduğu açığı dolduracak bir materyale sahip olamama şeklidir.
Öğrencinin kişisel tatminini sağlamak için hep ota b.ka zıplama ve bir kişisel ispata girişme tenezzülüdür.
Hadi bir fark buldu diyelim bunu yerlere göklere sığdıramama ve böbürlenme yeltenmeleridir.
Tüm duyularıyla bildiği bir şeyi savunma halidir.
Kimseden perva etmeksizin doğrusunun peşinde gitme dürtüsüdür.
Emin olduğu şeye bir üstünlük daha katabilme güvenidir.
Cesarettir, özgüvendir, gelişmişliktir, dürtüşlük ve deşmişliktir, öğrenmişlik ve öğretmeye yeltenmişliktir.
Tam da bu noktada bunu ifade edebilmek istemişliktir.
Geçen hafta bunu çok güzel bir toplantıda bizzat yaşadım. Memleketin çok önemli çikolata markalarından birine danışmanlık veriyoruz. Toplantıdayız. Yanımda patron. Hocam. Okulunda derslerine girmedim ama hakikaten öğretici ve eğitici kişiliği ile manevi hocam. Şirketin patronları, yöneticiler ve bir de ajans kadrosu. Ajanstaki arkadaşlar sunumlarını yapıyor. Biz suskunuz. Hakem görevimiz var, onlar sunarken müdahale etmek değil sonunda eksiklikleri ya da yanlışlıkları gidermekle görevliyiz. Stratejinin creativite ile uygunluğu mevzuları yani. Neyse teknik konulara dalmak sıkıcı olmasın şimdi. Sunumda bir noktada bir ifade kullanılıyor. Hedef kitlenin, markaların kişiliklerinin ve kimliklerinin aidiyetine yönelik bir lakırdı. Sonrasında “bizim markamız oraya uyar mı?” şeklinde bir soru geliyor. Biz yine suskunuz. Ajanstan arkadaş anlatmaya devam ediyor.
- Efenim uymaz mı hiç, uyar tabi. Hem bu -patronu göstererek- sizin kitaplarınızda savunduğunuz bir yaklaşımdır.
Böylesi bir sunumda kritik bir kararı kritik bir şekilde hakeme oynayarak nihayete erdirmek güzel bir hareketti. Soruyu patron sormamıştı. Başkasıydı ama ” bakın efendim durum budur” demesi ve işi öğrendiği adam işi satması boynuzun kulağı geçme girişimlerinden biri olarak bana hissettirildi. Hocası değildi ama kitaplarını okuyarak manevi hocalığını kabul etmişti. Bu şekilde ince davranışlarla öğrendiğini satmak keyifli.
Bir de bu incelikten çok uzakta olanlar var ki onlar cidden akıl almaz gülünçlüklere düşebiliyorlar.
Bir kimya dersinde laboratuardayız. Lise yılları. Okulun çok büyük bir ekonomik imkânı olmadığından bizim için laboratuara inmek sadece hava ve cıvayı karıştırmaktan ibaretti.
Çocuğun biri cıvayla oynarken hocanın alyansına sıçratmış ve alyans bembeyaz olmuş. Tabi hocanın suratı da.
Kimyasal bir tepkime en nihayetinde. Hoca pek üzüldü. “Gitti güzelim yüzük, hatırası da vardı ne olacak şimdi” gibilerinden. Toy bir hocaydı. Sanırım bilmiyormuş tepkimenin bir müddet sonra geçeceğini ve yüzüğün sonradan aynı hali geri alacağını.
O zamanlar hiçbir öğrenci bir sonraki derse çalışıp gelmezdi. Ama o çocuk çalışmıştı. Boynuz olmaya çalışan hayta çocuk “düzelir hocam ya, üzülmeyin!” cümlesini defalarca söyledi galiba. “Ben Televizyonda izledim, o düzelir, vallahi düzelir, düzelmezse alırım bir tane yenisini” falan dedi durdu.
TV gibi bir çoksesli hocanın dediği şey inandırırcı gelemdi kadına. Sonrasında düzeldi, sorun kalmadı. Çocuk meğer bu durumu biliyormuş ve hocayı korkutmak için yapmış. Yalan değilse tabi. Boynuzun kulağı geçmesi bence budur.
Öğrenci milleti yapıyor bu şeyleri hep. Az evvel öğrendiği dersteki farazi bilgileri gerçeğe uyarlama konusunda pek bir meraklı. Ya da yetenek olarak kendisine flüt çalmasını öğreten öğretmenlerinin çıkaramadığı sesleri ilk derste çıkaran kabiliyetler. Bir resim hocasının çizemediği hatları çizen eller. Bir mimarın göremediği incelikleri gören çömez öğrenciler. Daha niceleri. Hayat hep boynuzun kulağı geçme girişimleriyle dolu. Hocadan öğrendiğini hocasına satmak isteyen insanların olması güzel. Bilgi ve beceri yoğunluğu farklı şeyler herkeste farklı tezahür edebiliiyor. Bu yüzden kimi öğrenciler tez zamanda hocalarını geçmiştir tarihte. Hatta hocalarına ciddi anlamda hoca olan alim ve ulemadan pek çok bahsedilir durur.
Amerika’da bu çok yaygın bir durum. Bizde çok genç yaşta uzman statüsünde bile görünemezken orada dünkü çocuk dediğimiz kişiler almış başını gidiyor Bizde sanırım biraz damarımıza dokunan bir durum bu. Geçip gidene yol vermek ve koyvermek gerekiyor. Ortada bir kabiliyet varsa yol açmak gerek.
