Cincopa video hosting solution for your website. Another great product from Cincopa Send Files.

www_harikasozler_net_-__boaz_kprsTam bir hafta oluyor terhis olalı.
Bir haftadır geziyorum.
Hatta olayı abartmış durumdayım.
İstanbul’da özlediğim her yeri göresim geliyor.
Karşıya (Avrupa Yakasına) geçtiğimin haddi hesabı yok.
Her seferinde de köprü yolunu kullandım.
Kimi iş için, kimi arkadaşlarımla buluşmak için.

Boğaz köprüsünden geçerken şunu fark ettim ki herkes kendi derdine düşmüş, kimsenin ekstradan keyiflere kapı aralayacak bir ruh hali dahi yok.
Güzelim İstanbul’un dünyalar güzeli manzarası umurunda olmayan insanların halini fark ettim.
Aynı şeyi geçtiğimiz sene de yaşamıştım.
Yine bir iş için karşıya geçiyordum.
Akşam vaktiydi ve otobüsün camları yağmur ve tozdan dolayı dıştan kirliydi.
İçerisi de buğulu. Kış mevsimi.

Tam boğazdan geçiyoruz.
Ben yerimden kıpırdandım, güzel bir manzara seyredebileceğim bir yer bulmaya çalıştım.
Camlar kirliydi ve buğuluydu ama görebildiğim kârdı.
Çünkü dünyanın en güzel manzaralarından birinin tam üstünden geçiyordum.
Bu duruma hiçbir zaman kayıtsız kalmamıştım, o an da kalmak istemedim.
Ama birden benim gibi düşünmeyen bir otobüs dolusu insanla yolculuk yaptığımı fark ettim.
Neden tek bir kafa bile sağa sola çevrilmemişti?
Neden kimse kirli camlara inat istifini bozup dışarı bakmıyordu?
Ve neden kimse yüzündeki umursamaz, kendi derdine düşmüş halini bir an olsun değiştirmiyordu?

Tüm bu sorularla dolu bir iki dakika geçirdim.
Ardından yüzlerdeki ifadelere baktım.
Kimi başlar yerde, kimi gözler uykulu ve kimi ifadeler de oldukça acıklı.
Belli ki işten çıkıyorlar ve eve gidiyorlardı.
Ve belli ki yorulmuşlardı.

Ama bu yolculuğu ettiğim otobüs nezih bir semtten aldığı insanları yine nezih bir semte bırakacaktı.
Belki oradan yine dağılacaklardı ama sosyo-kültürel olarak çok da düşük seviyeden olmadıkları belliydi.
En azından birinden aykırı bir davranış beklercesine hepsine inatla baktım.
Umursamadıklarına acımasızca şahit oldum.
Bu umursamazlık ve kendi dünyasındaki yaşamanın nedeni neydi peki?

Dünyaların diğer ucundan gelen ve bu manzaraya bakmak için o yolları tepen adamlardan farklı ve gereksiz neyi fark ediyorlardı?
Merak ettim.

Aynı duruma benzer bir durumu dün de yaşadım.
Camlar yine buğulu ve hava yine yağmurluydu.
Kire rağmen ben yine istifimi bozdum, eğrildim, doğruldum, ileri geri baktım, hatta camdan bile sarktım.
Ve o güzelim boğaz manzarasının tadını çıkardım.
Düşüncelerimle dahi olsa şehrime, cennet bahçesi boğazıma, İstanbul’uma sahip çıktım.
Ama diğerleri?

Onların dertleri başından aşkın olsa gerek ki oralı bile olmadılar.
Bir manzara seyretmekten aciz milletin “2010 Avrupa Kültür Başkenti” projesine nasıl sahip çıkacağını çok merak ediyordum.
Reklamlarda “sahne senin İstanbul” deniyor ama bu sahnede rol alan esas oğlanı kim izleyecek bilmiyorum.
Seyircisiz bir sahneyi kim ne yapsın ki?

Güzel yurdun en güzel yeri; İstanbul ve boğaz.
Sadece Ortaköy ve Bebek’ten bakıldığında mı göze güzel görünüyor.
Acaba manzara yalnız iş çıkışları mı çirkinleşiyor.
Ya da üzerinden geçerken sıradan bir yol gibi mi addediliyor.
“Binlerce kez geçtim” düşünceleri bıkkınlık mı yaratıyor.
Yoksa denizde ki bir balığın suyun kıymetini ancak susuz kaldığında anlaması gibi o can suyunun yokluğu mu bekleniyor.

İki dakikacık bir seyir anının ne mutluluklar sağlayacağını bilseler, o keyfi yaşamak isteyeceklerdir.
Yaşadıkları o keyfin onlara daha ne güzellikleri de yaşamaları gerektirdiğini işaret edecektir.
İşinde, evinde, yolunda ve her yolun sonunda mutlu bir anı yakalamış olmanın mutluluğunu tadacaktır.
Metropolün içine kaybolmayacak, aksine hikayenin bir parçası olduğunu fark edecektir.
Sahnenin esas oğlanını sadece seyretmekle yetinmeyip işin mutfağına da el atacaktır.
Manzaraya bakacak ve bakmayanları da batıracaktır.

“Benim derdim bana yeter, bana ne manzaradan” demeyin.
Bakın!, gerekirse manzaradan müteessir olun ama yine de bakın.

Daha manzaralı günlerin gelmesi için bu mutluluğu bari siz yaşayın.